
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu öne sürülen çıkar amaçlı suç yapılanmasına yönelik Ankara merkezli geniş çaplı operasyon başlatıldı. Alihan Kuriş suç örgütü soruşturması kapsamında 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken, operasyonların 17 ilde toplam 123 adreste gerçekleştirildiği bildirildi.
Soruşturma kapsamında aralarında örgüt yöneticisi olduğu değerlendirilen kişilerin de bulunduğu 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Operasyonlarda şu ana kadar Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
Ankara merkezli yürütülen operasyon kapsamında 17 ilde eş zamanlı çalışmalar gerçekleştirildi. Toplam 123 adreste arama ve el koyma tedbirleri uygulanırken, bu adreslerin 43’ünün doğrudan şüphelilerle bağlantılı adreslerden, 80’inin ise 33 şirkete ait farklı lokasyonlardan oluştuğu kaydedildi.
Soruşturmanın herhangi bir sosyal, dini veya hizmet faaliyetine değil, iddiaya konu yapılanmanın hiyerarşik bir yapı içerisinde ekonomik çıkar amacıyla suç faaliyeti yürütüp yürütmediğine odaklandığı öğrenildi.
Dosyanın örgütlü mali suçlar kapsamında yürütüldüğü belirtilirken, şüphelilere yönelik iddiaların önemli bölümünü ekonomik ve mali faaliyetler oluşturuyor. Soruşturma dosyasında yolsuzluk, kara para aklama, yüksek sermayeli şirketler üzerinden olağan dışı nakit hareketleri oluşturulması ve milyarlarca liralık ticari hacme ilişkin usulsüzlük iddialarının araştırıldığı bildirildi.
Bazı şirketlerin sermaye yapıları ile gerçekleştirdikleri para hareketleri arasında olağan dışı ilişkiler bulunduğunun değerlendirildiği, şirket kayıtları ve banka hareketlerinin ayrıntılı biçimde incelemeye alındığı kaydedildi.
Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında mali verilerin, şirketler arasındaki bağlantıların ve para hareketlerinin bütün yönleriyle değerlendirilmesi bekleniyor.

Alihan Kuriş suç örgütü soruşturması kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından hazırlanan mali analizlerin de incelemeye alındığı öğrenildi.
Dosyada yer alan iddialara göre, örgütle bağlantılı olduğu değerlendirilen bazı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar liranın üzerinde para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı yönündeki tespitler araştırılıyor.
Söz konusu para miktarının ve transferlerin suçtan elde edildiği iddia edilen gelirlerle bağlantılı olup olmadığının yürütülecek mali ve adli incelemelerin ardından kesinlik kazanacağı belirtildi. Bu nedenle dosyadaki para hareketlerine ilişkin iddiaların henüz soruşturma aşamasında olduğu ve nihai değerlendirmenin elde edilecek deliller sonucunda yapılacağı ifade ediliyor.
Soruşturma kapsamında yalnızca yurt içindeki şirket ve banka hareketleri değil, yurt dışı kaynaklı para transferleri de mercek altına alındı. Para trafiğinde İsrail bağlantılı hareketler bulunduğuna ilişkin iddiaların da soruşturma dosyası kapsamında araştırıldığı öğrenildi.
Mali incelemelerin derinleşmesiyle para transferlerinin hangi kişi ve şirketler arasında gerçekleştirildiğinin ve söz konusu hareketlerin kaynağının ortaya çıkarılması hedefleniyor.
Soruşturma kapsamında suçtan elde edildiği değerlendirilen gelirlerin korunması ve olası kamu zararının önlenmesi amacıyla bazı şirketler ve varlıklara yönelik el koyma ile diğer koruma tedbirlerinin uygulandığı bildirildi.
Şirketler ve varlıklar üzerindeki tedbirlerin kesin kapsamının, devam eden mali incelemelerin tamamlanmasının ardından netleşmesi bekleniyor.
Soruşturma dosyasında özellikle şirketlerin sermaye büyüklükleri, ticari hacimleri, banka hesaplarında gerçekleştirilen nakit hareketleri ve şirketler arasındaki para transferleri üzerinde durulduğu belirtiliyor.
Milyarlarca liralık ticari hacme ilişkin olduğu belirtilen usulsüzlük iddiaları ile olağan dışı para hareketlerinin bağlantısının ayrıntılı mali analizlerle inceleneceği öğrenildi.

Operasyon kapsamında gerçekleştirilen adres aramalarında dikkat çeken bir gelişme de yaşandı. Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 30 kişinin gözaltına alındığı operasyon sırasında, bir şüphelinin adresinde 20 adet ruhsatsız silah ele geçirildiği bildirildi.
Ele geçirilen silahlarla ilgili inceleme başlatılırken, silahların soruşturma kapsamındaki suç yapılanmasıyla bağlantısının da araştırılması bekleniyor.
Soruşturmayla ilgili öne çıkan başlıklardan biri de operasyonun kapsamı oldu. Edinilen bilgilere göre soruşturma kapsamında herhangi bir derneğe veya dini hizmet faaliyetlerinde bulunan yapılara yönelik işlem gerçekleştirilmedi.
Soruşturmanın doğrudan iddia edilen suç yapılanmasına, mali faaliyetlere, şirketler üzerinden gerçekleştirildiği değerlendirilen para hareketlerine ve şüpheliler arasındaki ekonomik ilişkilere yönelik olduğu bildirildi.
Başka bir ifadeyle soruşturmanın odağında dernek veya dini hizmet faaliyetleri değil, iddia edilen örgütlü mali suçlar bulunuyor.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada şüphelilerin yakalanmasına, mali delillerin toplanmasına ve para hareketlerinin bağlantılarının ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmalar sürüyor.
Dosyada bulunan MASAK raporları, banka hareketleri, şirket kayıtları, sermaye yapıları, yurt içi ve yurt dışı para transferleri ile diğer adli delillerin birlikte değerlendirilmesi bekleniyor.
Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu öne sürülen yapılanmaya ilişkin soruşturmanın kapsamı, mali ve adli incelemelerin tamamlanmasının ardından daha net şekilde ortaya çıkacak.
Soruşturma kapsamında yöneltilen yolsuzluk, kara para aklama, olağan dışı nakit hareketleri ve milyarlarca liralık ticari hacme ilişkin usulsüzlük iddiaları araştırılmaya devam ederken, şüpheliler hakkındaki nihai hukuki durumun soruşturma ve yargılama süreçleri sonucunda belirleneceği ifade ediliyor.
— Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (@ankaracbs) August 13, 2026
Türkiye’nin en eski ve en kapalı dini cemaat yapılanmalarından biri olarak bilinen Süleymancılar, yaklaşık üç çeyrek asırlık geçmişi, öğrenci yurtları ve Kur’an eğitimi merkezli örgütlenmesi, Avrupa’daki geniş teşkilat ağı, özel okulları, yayıncılık faaliyetleri ve çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerle ilişkileri nedeniyle uzun yıllardır kamuoyunun gündeminde. Yapının başında 2016’dan bu yana Alihan Kuriş bulunuyor. Ancak Süleymancıları anlamak için yalnızca bugünkü liderlik yapısına değil, Osmanlı’nın son dönemindeki medrese geleneğine ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın oluşturduğu eğitim modeline kadar gitmek gerekiyor.
Araştırmalarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri ise Süleymancıların Türkiye’de bütün kurumlarını tek bir tüzel kişilik altında toplayan, kamuya açık üye listesine ve kurumsal organizasyon şemasına sahip klasik bir dernek ya da vakıf şeklinde örgütlenmemesi. Bu nedenle kamuoyunda “cemaate ait” veya “cemaatle bağlantılı” şeklinde anılan okul, şirket, dernek ve ticari kuruluşlarla ilgili bilgilerin önemli bir bölümünün basın haberlerine, akademik çalışmalara, eski mensupların anlatımlarına ve şirket yöneticileri arasındaki bağlantılara dayandığını özellikle belirtmek gerekiyor.

“Süleymancılar” adı, hareketin kurucu ve manevi merkezi kabul edilen Süleyman Hilmi Tunahan’ın isminden geliyor. Ancak hareketin mensuplarının önemli bir bölümü “Süleymancı” tanımlamasını benimsemiyor; kendilerini daha çok “Süleyman Efendi’nin talebeleri” veya “Süleymanlılar” şeklinde tanımlıyor.
Akademik literatürde yapı, Süleyman Hilmi Tunahan’ın karizmatik kişiliği çevresinde ortaya çıkan, din eğitimi ve öğrenci yetiştirmeye odaklanmış bir dini cemaat olarak ele alınıyor. Din sosyoloğu M. Ali Kirman’ın çalışmasında Süleymancılık, klasik tarikat yapılanmalarından farklı olmakla birlikte tasavvufi unsurları bünyesinde taşıyan, esas faaliyet alanını Kur’an ve dini bilgiler öğretiminin oluşturduğu bir organizasyon şeklinde tanımlanıyor.
Yapının tasavvufi kökeni Nakşibendilik içerisinde değerlendiriliyor. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Süleyman Hilmi Tunahan’ı doğrudan “Nakşibendî-Müceddidî şeyhi” olarak tanımlıyor. Almanya’daki İslam Kültür Merkezleri Birliği VIKZ de kendi resmi anlatımında Nakşibendiyye geleneğini esas aldığını ve kuruluş sürecinde Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrencilerinin yer aldığını açıkça belirtiyor.
Dolayısıyla Süleymancıların dini kökenini yalnızca Cumhuriyet dönemindeki bir Kur’an kursu hareketine indirgemek yeterli değil. Yapının manevi referansları Nakşibendî-Müceddidî geleneğine, kurumsal gelişimi ise Cumhuriyet’in ilk yıllarında din eğitiminin geçirdiği dönüşümlere dayanıyor.
Süleyman Hilmi Tunahan 1888 yılında, bugün Bulgaristan sınırları içerisinde kalan Silistre bölgesinin Hezargrad yani Razgrad kazasına bağlı Ferhatlar köyünde doğdu. Babası Osman Fevzi Efendi de medrese hocasıydı.
Tunahan, 1907’de İstanbul’a geldi ve dönemin klasik medrese eğitiminden geçti. TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki biyografisine göre 1913’te icazet aldı, daha sonra Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi’nde eğitim gördü ve Medresetü’l-Mütehassısîn’in tefsir-hadis bölümünü 1919’da birincilik derecesiyle tamamladı. Kendisine İstanbul müderrisliği unvanı da verildi.
Cumhuriyet döneminde 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve medreselerin kapatılması, Tunahan’ın hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri oldu.
Akademik araştırmalara göre Tunahan, resmi medrese sisteminin ortadan kaldırılmasının ardından özellikle Kur’an öğretimi ve klasik dini ilimlerin aktarılmasına yoğunlaştı. 1940’lı yıllarda İstanbul’daki camilerde yaptığı vaazlar ve çevresinde oluşturduğu ders halkaları zamanla bugünkü Süleymancı yapılanmanın çekirdeğini meydana getirdi.
1950’lerden itibaren siyasi ortamın değişmesi ve Kur’an eğitimi üzerindeki koşulların görece esnemesiyle hareket İstanbul dışına taşmaya başladı. Tunahan’ın öğrencileri Anadolu’nun farklı kentlerine giderek benzer eğitim halkaları ve kurslar oluşturdu. Akademik kaynaklar Alanya, Kütahya ve Eskişehir gibi kentlerde bu dönemde kursların ortaya çıktığını aktarıyor.
Bu yöntem, Süleymancı yapılanmanın ilerleyen yıllardaki temel organizasyon modelinin de başlangıcını oluşturdu. Merkezde büyük bir tarikat tekkesi kurmak yerine öğrencilerin yetiştirilmesi, farklı şehirlere gönderilmesi, yeni öğrenci gruplarının oluşturulması ve eğitim mekânlarının çoğaltılması esas alındı.
Süleymancı yapılanmanın Türkiye’de diğer birçok dini gruptan ayrıldığı temel noktalardan biri, örgütlenmenin uzun yıllar boyunca doğrudan öğrenci ve yurt sistemi üzerinden ilerlemesi oldu.
Tunahan dönemindeki eğitim yalnızca Kur’an okumayı öğretmekten ibaret değildi. Akademik araştırmalarda Arapça, fıkıh, akaid, tefsir ve hadis gibi klasik dini ilimlerin de kademeli olarak okutulduğu aktarılıyor. İleri eğitim aşamasında kıraat, akaid, fıkıh, tefsir ve hadis metinlerinin yer aldığı bir programdan söz ediliyor.
Tunahan’ın 16 Eylül 1959’da ölümünden sonra ise yapı kurumsallaşma aşamasına geçti.
Süleyman Hilmi Tunahan’ın ölümünden sonra hareketin başına doğrudan ilan edilmiş bir “halife” bırakmadığı akademik kaynaklarda belirtiliyor. İlk yıllarda birden fazla öğrencinin etkili olduğu daha kolektif bir yönetim ortaya çıktı. Ancak zaman içinde Tunahan’ın damadı Kemal Kacar öne çıktı ve fiili lider haline geldi.
Kemal Kacar dönemi, cemaatin hem Türkiye’de hem Avrupa’da kurumsallaştığı dönem olarak önem taşıyor.
1960’lardan itibaren öğrenci dernekleri ve Kur’an kurslarının yaygınlaştırılması hızlandı. 1970’li yıllarda ise öğrenci yurtları çok daha merkezi bir rol üstlenmeye başladı.
Kemal Kacar’ın 2000 yılında ölümünden sonra liderlik Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu ve eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’a geçti.
Denizolgun’un 8 Eylül 2016’da hayatını kaybetmesi üzerine liderlik bu kez ailesinin bir başka mensubu olan Alihan Kuriş’e geçti.
Bu süreç, cemaat liderliğinin zamanla Süleyman Hilmi Tunahan’ın ailesi çevresinde yoğunlaştığı yönündeki değerlendirmelerin temelini oluşturuyor.
Alihan Kuriş, kamuya açık kaynakların büyük bölümünde 21 Kasım 1979 İstanbul doğumlu, mimar ve iş insanı olarak tanıtılıyor. Annesi Gülderen Kuriş üzerinden Süleyman Hilmi Tunahan’ın ailesine mensup. Önceki lider Arif Ahmet Denizolgun ise Kuriş’in dayısıydı.
Kuriş’in mimarlık eğitimi aldığı ve cemaat çevresindeki kurs ve yurt binalarının projelendirilmesinde görev aldığı uzun yıllardır basına yansıyor. 2016’da Denizolgun’un ölümünün ardından yapılan toplantı sonrasında cemaatin yeni lideri olarak öne çıktı.
Kuriş’in kişisel biyografisi konusunda ise açık kaynaklarda bazı çelişkiler bulunuyor. Bazı haberlerde üniversite kayıtlarında adının “Ali Erhan Kuriş” şeklinde geçtiği ve Maltepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu olduğu ileri sürülüyor. Doğum tarihi ve doğum yeri konusunda da farklı iddialar mevcut. Bu nedenle yaygın biyografik veriler ile iddia niteliğindeki bilgileri birbirinden ayırmak gerekiyor.
Kesin olan nokta, Kuriş’in 2016’dan itibaren Süleymancılar olarak bilinen ana yapının lideri olarak kamuoyunda kabul görmesi.
Ancak liderliğine cemaat içinden itirazlar da bulunuyor. Özellikle Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunlarından eski AK Parti milletvekili Fatih Süleyman Denizolgun, Kuriş yönetimine karşı ağır eleştiriler yönelten isimlerden biri olarak son yıllarda öne çıktı. Bu nedenle günümüzde Süleymancı yapı bütünüyle homojen ve tartışmasız bir liderlik sistemi şeklinde değerlendirilmemeli. Cemaat içi ayrışmalar da mevcut.
Bu soruya iki farklı şekilde cevap vermek gerekiyor.
Türkiye’de Süleymancıların kamuya ilan edilmiş, bütün yapılanmayı temsil eden tek bir “genel merkez” tüzel kişiliği bulunmuyor. Yapı farklı illerde farklı dernek, vakıf, öğrenci yurdu ve şirketler üzerinden faaliyet gösteriyor.
Bununla birlikte çok sayıda haber ve araştırmada İstanbul’un Ümraniye-Çamlıca hattı, yapının idari ve tarihsel merkezlerinden biri olarak gösteriliyor. Süleyman Hilmi Tunahan’ın çalışmalarının İstanbul’da şekillenmesi ve ilk dönem kurs yapılanmalarının Çamlıca çevresinde gelişmesi de bunun tarihsel temelini oluşturuyor.
Ümraniye’de 1969 yılında kurulduğunu açıklayan Süleymaniye İlim ve Kültüre Hizmet Vakfı’nın halen faaliyet göstermesi de bölgenin cemaat tarihi bakımından önemini gösteriyor.
Fakat “Süleymancıların resmi merkezi şu adrestir” şeklinde tek bir adres vermek doğru olmayacaktır. Çünkü Türkiye yapılanmasının en karakteristik özelliklerinden biri, merkezi tek bir hukuki çatı yerine çok sayıda yerel tüzel kişilik üzerinden örgütlenmesi.
Süleymancıların Türkiye dışındaki en güçlü yapılanmalarından biri Almanya’da bulunuyor.
Almanya’daki Verband der Islamischen Kulturzentren yani İslam Kültür Merkezleri Birliği VIKZ, 1973 yılında Köln’de kurulduğunu açıklıyor. Kuruluş bugün yaklaşık 9 eyalet derneği ve 300’e yakın mahalli cami ve eğitim derneğinden oluşan üç kademeli bir yapılanmaya sahip olduğunu bildiriyor.
VIKZ’nin kendi resmi internet sitesinde Süleyman Hilmi Tunahan’a açık biçimde yer verilmesi, Tunahan’ın öğrencilerinin kuruluş sürecinde rol aldığının belirtilmesi ve Nakşibendi geleneğine referans yapılması, Süleymancı geleneğiyle tarihsel bağlantısını ortaya koyuyor.
Köln’de VIKZ için yeni ve büyük ölçekli bir merkez kompleksi de inşa ediliyor. Birliğin kendi proje sitesinde Köln-Müngersdorf’taki yeni merkez binasının temelinin 2023’te atıldığı ve kaba inşaatının 2024’te tamamlandığı duyuruldu.
Hollanda’da ise Stichting Islamitisch Centrum Nederland SICN, 1972 yılında kurulmuş dini ve sosyal bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor ve kendi açıklamasına göre onlarca yerel kuruluş için çatı platform görevi yürütüyor.
Bu tablo, Süleymancı hareketin Türkiye’deki öğrenci yurdu modelini 1970’lerden itibaren Avrupa’ya taşıyarak göçmen Türk toplulukları içerisinde kurumsallaştırdığını gösteriyor.
Cemaatin tarihsel eğitim modeli Kur’an kursu ve öğrenci yurtlarına dayanmakla birlikte, son yıllarda özel okul işletmeciliği de önemli bir alan haline geldi.
Basında Süleymancı yapıyla bağlantılı olduğu en sık belirtilen eğitim markası İsabet Okulları.
BirGün’ün 2024 tarihli araştırmasında İsabet Okulları’nın Süleymancı yapının önemli eğitim ve gelir kaynaklarından biri olduğu ve Türkiye genelinde 44 şubeye ulaştığı belirtiliyor. Aynı haberde İstanbul Çekmeköy’deki İsabet Koleji’nin bulunduğu arazinin geçmişine ilişkin belediye satış kayıtları da ele alınıyor.
İsabet markası bugün de özel okul olarak faaliyet gösteriyor. Çamlıca İsabet Okulları’nın kendi internet sitesi kurumun akademik eğitim ve değerler eğitimi vurgusuyla çalıştığını gösteriyor.
Ayrıca Ankara’da Süleymaniye Okulları markasıyla Ovacık, Bağlıca, Batıkent ve Seyrice gibi bölgelerde ilk ve ortaokul düzeyinde kurumlar faaliyet gösteriyor.
Ancak burada önemli bir hukuki ayrım bulunuyor. Bir okulun yöneticilerinin veya sahiplerinin belirli bir dini çevreyle yakınlığının bulunması, tek başına okulun doğrudan cemaat tüzel kişiliğine ait olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’de zaten “Süleymancılar Cemaati” adı altında şirket hisselerini elinde bulunduran tek bir tüzel kişilik olmadığı için okul bağlantıları ortaklık, yönetici ilişkileri ve tarihsel ağlar üzerinden değerlendiriliyor.
Süleymancıların Türkiye’de büyümesini sağlayan en güçlü mekanizmalardan biri öğrenci yurtları oldu.
Özellikle Anadolu’dan büyük şehirlere veya ilçe merkezlerine eğitim için gelen öğrencilerin barınma ihtiyacına cevap veren yurt sistemi, yapının yeni öğrencilerle temas kurduğu temel alanlardan biri haline geldi.
Bu yurtlarda öğrencilerin yalnızca konaklamadığı; dini derslere, sohbetlere ve çeşitli eğitim programlarına da katıldığı akademik araştırmalarda aktarılıyor.
Bu modelin önemli avantajı, cemaat açısından uzun süreli bir sosyal bağ oluşturması. Ortaokul veya lise döneminde yurda giren bir öğrenci, üniversiteye kadar aynı çevrede kalabiliyor; daha sonra yetişmiş mensup veya eğitimci olarak sistemin başka bir bölgesinde görev alabiliyor.
Bu nedenle Süleymancı yapılanmasını yalnızca “tarikat” veya yalnızca “Kur’an kursu ağı” olarak görmek, organizasyonun çalışma biçimini açıklamakta yetersiz kalıyor. Yapının esas omurgası, dini eğitim ile öğrenci barınmasını bir araya getiren uzun süreli insan yetiştirme sistemi.
En tartışmalı alanlardan biri ekonomik yapılanma.
Açık kaynaklarda çok sayıda şirketin Süleymancılarla ilişkili olduğu iddia ediliyor. Ancak bu şirketlerin tamamını hiçbir ayrım yapmadan “cemaate ait” şeklinde tanımlamak hukuken sorunlu olabilir. Çünkü mülkiyet şirket hissedarlarına aittir ve dini cemaat adına kayıtlı ortak bir holding yapılanması bulunmamaktadır.
Bununla birlikte yıllardır farklı araştırmalarda ve eski cemaat yöneticilerinin beyanlarında bazı şirket isimleri sürekli tekrarlanıyor.
Bunların başında Fazilet Neşriyat geliyor. Şirketin kuruluşunun 1969’a kadar uzandığı ve cemaat mensuplarının katkılarıyla oluşturulduğu yönünde çok sayıda haber bulunuyor. 2025 yılında eski hissedarların paylarının kendilerinden habersiz biçimde el değiştirdiğini ileri sürmesi üzerine şirket yeniden gündeme geldi. Bu iddialar yargısal olarak kesinleşmiş suç tespiti şeklinde değil, şikâyet ve basına yansıyan iddialar olarak değerlendirilmelidir.
Yayıncılık alanında ayrıca Çamlıca Basım Yayın, Çamlıca Yayınları ve İsabet Yayıncılık isimleri Süleymancı çevreyle bağlantılı kuruluşlar arasında gösteriliyor. Yapıyla ilişkili yayınlar arasında İnsan ve Hayat, Yedikıta ve çocuk yayınları da sayılıyor.
Gıda sektöründe Akdeniz Toros markası sıkça Süleymancılarla ilişkilendiriliyor. Firmanın kendi internet sitesinde beyaz et, kırmızı et, şarküteri ve donuk ürünler alanında çalıştığı, helal kesim ve geleneksel üretim vurgusu yaptığı görülüyor.
Çeşitli haberlerde ayrıca His Yemekçilik, Toros Toptan Gıda, Çamlıca Basım Yayım, İsabet Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri gibi şirketlerin aynı ekonomik çevre içerisinde faaliyet gösterdiği ileri sürülüyor.
Eski cemaat yöneticisi Erdal Arıkan’ın 2025 yılında savcılığa sunduğu belirtilen dilekçelerde ise Fazilet Neşriyat, Akdeniz Toros, İsabet Okulları, Çamlıca Basım Yayın ve Hisar Turizm gibi çok sayıda kurumun adı geçti. Ancak bunların Arıkan’ın savcılığa sunduğu iddialar olduğu ve bağımsız yargı kararıyla kesinleşmiş gerçekler şeklinde sunulmaması gerektiği önem taşıyor.
Süleymancı yapılanma hakkındaki araştırmalar, ekonomik sistemin yalnızca ticari şirketlerden ibaret olmadığını gösteriyor.
Bağışlar, öğrenci yurdu ücretleri, kermesler, kurban organizasyonları, zekât ve fitre bağışları, yayın satışları, eğitim hizmetleri ve gayrimenkuller uzun yıllardır yapının ekonomik tabanını oluşturan başlıklar arasında gösteriliyor.
Bunun yanında cemaat çevresindeki kişilerin yine cemaat çevresindeki işletmelerden alışveriş yapması, iç ekonomik dolaşım meydana getiriyor.
Bu sistem merkezi bir holding bilançosu üzerinden takip edilemediği için yapının toplam ekonomik büyüklüğünü güvenilir biçimde hesaplamak mümkün değil. Basında zaman zaman çok yüksek rakamlar yer alsa da bu rakamların önemli bölümü doğrulanabilir konsolide mali tablolara dayanmıyor.
Dolayısıyla Süleymancıların ekonomik gücü konusunda “şu kadar milyar liralık servet” şeklindeki kesin rakamlara ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor.
Süleymancılar ve Alihan Kuriş hakkındaki tartışmalar, 13 Ağustos 2026 sabahı yeni bir boyut kazandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği, 17 ilde 123 adreste arama ve el koyma işlemleri başlatıldığı basına yansıdı. Haberlerde adreslerin bir bölümünün 33 şirketin farklı lokasyonlarından oluştuğu ve soruşturmanın ekonomik yapılanmaya odaklandığı belirtildi.
Soruşturmanın henüz devam ediyor olması nedeniyle Kuriş veya diğer şüpheliler hakkında suçluluk hükmü kurulamaz. Türk hukukunda soruşturma aşamasındaki kişiler suçları kesinleşene kadar masumiyet karinesinden yararlanır.
Bununla birlikte operasyonun şirketler, mali hareketler ve örgütsel hiyerarşi üzerine yoğunlaşması, Süleymancılar hakkındaki uzun süredir devam eden “dini cemaat ile ekonomik organizasyon arasındaki ilişki” tartışmasını yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Süleymancı yapılanmanın yaklaşık 80 yıllık tarihinde üç unsur sürekli biçimde öne çıkıyor.
Birincisi eğitim. Hareketin ilk gününden itibaren temel faaliyet öğrencinin eğitilmesi ve dini bilgilerin aktarılması.
İkincisi barınma ağı. Yurt ve pansiyon modeli, hem öğrencilerin yapıyla uzun süreli bağ kurmasını hem de organizasyonun Türkiye’nin küçük ilçelerine kadar yayılmasını sağladı.
Üçüncüsü ise düşük görünürlüklü organizasyon anlayışı. Yapı uzun yıllar güçlü bir televizyon kanalı veya açık siyasi parti benzeri yüksek profilli bir kurumsal kimlik kurmak yerine, yerel dernekler, yurtlar, eğitim kurumları ve ticari işletmeler üzerinden örgütlendi.
Bu özellik Süleymancıları araştırmayı da zorlaştırıyor. Merkezi ve kamuya açık bir üyelik listesi, mali bilanço veya Türkiye çapındaki tüm kuruluşların isimlerini gösteren resmi organizasyon şeması bulunmadığından, yapının gerçek büyüklüğüne ilişkin veriler kaynaklara göre ciddi biçimde değişebiliyor.
Avrupa yapılanması ise Türkiye’ye kıyasla daha kurumsal ve görünür bir karakter taşıyor.
Örneğin Almanya’daki VIKZ, yönetim kurulunu, eyalet derneklerini ve yaklaşık 300 mahalli cami ve eğitim derneğinden oluşan organizasyon modelini kamuya açık biçimde yayımlıyor. Kurum kendisini bağımsız ve partiler üstü bir dini cemaat olarak tanımlıyor.
Bu durum, Türkiye’de tarihsel olarak daha gayriresmi ilişkiler üzerine kurulan hareketin Avrupa’da yerel mevzuata uyum sağlamak amacıyla daha belirgin tüzel kişiliklere dönüştüğünü gösteriyor.
Hollanda’daki SICN örneğinde de benzer biçimde ülke çapında onlarca yerel kuruluşun bir çatı yapı altında toplandığı görülüyor.
Süleymancılar, kökeni Osmanlı’nın son dönemindeki medrese geleneğine uzanan, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki din eğitimi politikaları içerisinde şekillenen ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın öğrenci yetiştirme modeli üzerinden büyüyen dini bir cemaat.
Hareket zaman içerisinde yalnızca Kur’an kurslarından oluşan bir çevre olmaktan çıkarak öğrenci yurtları, özel okullar, yayıncılık faaliyetleri, dernekler, vakıflar ve çeşitli ticari şirketlerle ilişkili geniş bir sosyal ağ meydana getirdi.
1959’dan sonra Kemal Kacar, 2000’den sonra Arif Ahmet Denizolgun ve 2016’dan itibaren Alihan Kuriş’in öne çıktığı liderlik çizgisi, yapının kurucunun ailesi çevresindeki sürekliliğini de gösteriyor.
Bununla birlikte Süleymancıların Türkiye’de tek bir resmi tüzel kişiliğe sahip olmaması, ekonomik ve kurumsal ağının sınırlarını kesin biçimde çizmeyi zorlaştırıyor. “Cemaate ait şirket”, “cemaate bağlı okul” veya “cemaatin serveti” gibi ifadeler kullanılırken şirket hissedarlığı, hukuki sahiplik, sosyal bağlantı ve eski mensup iddialarının birbirinden ayrılması gerekiyor.
Bugün Süleymancıları önemli kılan yalnızca kaç yurt veya kaç okul işlettikleri değil. Yaklaşık 80 yıldır değişen siyasi dönemlere, eğitim politikalarına ve toplumsal şartlara uyum sağlayarak varlığını sürdürebilen bir insan yetiştirme ve dayanışma ağı kurmuş olmaları.
13 Ağustos 2026’da başlayan soruşturmanın ekonomik yapılanma ve şirket bağlantıları üzerinde yoğunlaşması ise önümüzdeki dönemde bugüne kadar büyük ölçüde kapalı kalan mali ve yönetsel ilişkilerin daha fazla tartışılacağını gösteriyor. Soruşturmanın ortaya çıkaracağı belgeler, Süleymancıların bugünkü organizasyon modelinin ne ölçüde merkezi olduğu ve şirketlerle liderlik arasında nasıl bir hukuki ilişki bulunduğu konusunda bugüne kadarki en somut verileri sağlayabilir.

Yalova’da F-16 Eğitim Uçağı Düştü.
1
Dünya Liderleri STRATCOM Zirvesi İçin İstanbul’da Buluşuyor
2
Kılıçlı yemin sonrası ihraç edilen Teğmen Ebru Eroğlu’nun iade talebi reddedildi
3
Bakan Fidan: Küresel ve bölgesel sorunlar Antalya’da ortak akılla ele alınacak
4
Adalet Bakanı Akın Gürlek: “Mahkeme Salonları Siyaset Arenası Değildir”
5
Necip Hablemitoğlu Suikasti Sanığı Nuri Gökhan Bozkır’ın Tahliyesine Karar Verildi