
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı makalede, 2. İletişim Şûrası’nın sonuçlarını ve Türkiye’nin dijital egemenlik eksenindeki yeni iletişim vizyonunu değerlendirdi. “Dijital Egemenlik Ekseninde 2. İletişim Şûrası ve Türkiye’nin Yeni İletişim Vizyonu” başlıklı makalede; dezenformasyonla mücadeleden yapay zekâya, kamu diplomasisinden kriz iletişimine, gazetecilikten iletişim eğitimine kadar birçok alanda belirlenen politika önerileri kamuoyuyla paylaşıldı.
Burhanettin Duran, medya teknolojilerinin bireyden aileye, yerel düzeyden küresel alana kadar hayatın bütün alanlarını etkilediğini belirterek, yaşanan dönemin “iletişim yüzyılı” olarak tanımlanabileceğini ifade etti. Dijital teknolojilerin sunduğu imkânların yanında önemli riskler de taşıdığına işaret eden Duran, dijital egemenlik, algoritmik yönlendirme ve tekno-kapitalizmin medya ve iletişim alanında kapsamlı dönüşümlere yol açtığını vurguladı.
Duran, derin sahte içerikler, filtre balonları ve yankı odaları nedeniyle hakikate ulaşmanın giderek zorlaştığına dikkat çekti. Uluslararası sistemin yanı sıra bu sisteme meşruiyet kazandıran kurumların, normların ve ortak değerlerin de aşınma sürecine girdiğini belirten Duran, Türkiye’nin iletişim stratejisinin yeni şartlara uygun biçimde güncellenmesi gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından uzun bir hazırlık sürecinin ardından düzenlenen 2. İletişim Şûrası, 28-29 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla açılışı yapılan şûrada, iletişim dünyasının karşı karşıya kaldığı güncel tehditler, Türkiye’nin güçlü yönleri ve geliştirilmesi gereken alanlar ele alındı.
Burhanettin Duran, Türkiye’nin iletişim politikalarını millî kapasitenin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini belirtti. “Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı” anlayışı doğrultusunda Türkiye’nin yalnızca krizleri yöneten değil, aynı zamanda küresel gündemin şekillenmesine katkı sağlayan bir ülke konumunda olduğunu ifade etti.
İletişim alanındaki kurumsal kapasitenin artırılmasının temel hedeflerden biri olduğunu kaydeden Duran, dezenformasyonun demokrasi ve toplumsal barış bakımından millî güvenlik meselesine dönüştüğünü belirtti. Yapay zekâyla birlikte yeni bir anlatı çağının başladığını ifade eden Duran, dezenformasyonun ülkeler üzerinde caydırıcı bir güç olarak kullanılabildiğine dikkat çekti.
İlk İletişim Şûrası’nın 2003 yılında gerçekleştirildiğini hatırlatan Burhanettin Duran, aradan geçen 23 yıllık süreçte medya ve iletişim dünyasının köklü değişimler yaşadığını belirtti. İnternetin yaygınlaşması, dijital platformların güç kazanması ve yapay zekâ teknolojilerinin iletişim süreçlerine dâhil olması nedeniyle sektörün bütün paydaşlarını buluşturacak kapsamlı bir toplantıya ihtiyaç duyulduğunu aktardı.
Bu kapsamda 2025 yılında hazırlık çalışmalarına başlandı. Şûranın fikrî altyapısı, 425 iletişim uzmanı ve profesyonelinin katıldığı 2. İletişim Şûrası Hazırlık Çalıştayı’nda oluşturuldu. Kamu kurumları, üniversiteler, medya kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör temsilcilerinin yer aldığı çalıştayda 16 farklı çalışma grubu görev aldı.
Stratejik iletişim, yapay zekâ, dezenformasyonla mücadele, kamu diplomasisi, kriz yönetimi, medya politikaları ve dijital dönüşüm gibi başlıklarda analizler yapıldı. Çalışmalar sonucunda hazırlanan raporlar, 2. İletişim Şûrası’nda panel oturumlarıyla kamuoyuna sunuldu. Ayrıca “2. İletişim Şûrası Raporlar” ve “2. İletişim Şûrası Tebliğler” kitapları da program kapsamında okurlarla buluşturuldu.
2. İletişim Şûrası Sonuç Bildirgesi, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası iletişim kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir yol haritası olarak hazırlandı. Bildirgede Türkiye’nin 21. yüzyıldaki iletişim rotası kurumsal, eğitimsel, yasal ve stratejik olmak üzere dört temel eksende ele alındı.
Burhanettin Duran, bildirgenin Türkiye’nin “hakikat, güven ve etki” üçgeninde kurumsallaşmış ve proaktif bir iletişim modeline geçişini ortaya koyduğunu belirtti. Dezenformasyonun millî güvenlik tehdidine dönüştüğü, yapay zekânın toplumsal kutuplaşmayı artırabildiği ve iletişim gücünün jeopolitik rekabetin merkezine yerleştiği bir dönemde yeni politika araçlarının geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.
Stratejik iletişim alanında, İletişim Başkanlığı koordinasyonunda ortak bir çalışma grubu kurulması önerildi. Bu yapının kriz dönemlerindeki yetki, sorumluluk ve onay süreçlerini önceden belirlemesi, hibrit tehditlere karşı proaktif ve şeffaf bir iletişim yürütmesi gerektiği ifade edildi. Veri temelli içerik üretiminin artırılması ve analizlerde yapay zekâ teknolojilerinden güvenli şekilde yararlanılması da öneriler arasında yer aldı.
Gazetecilik ve dezenformasyonla mücadele başlığında, medya mensuplarının Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin tecrübesinden yararlanılarak eğitilmesi gerektiği belirtildi. Haber üretim süreçlerinde doğrulama mekanizmalarının güçlendirilmesi, medya ve dijital okuryazarlığın yaygınlaştırılması, telif hakları ile dijital etik alanlarında eğitim programları hazırlanması önerildi.
Yerli yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla paydaşların iş birliğiyle “Türkiye Medya Veri Tabanı” oluşturulması da bildirgenin önemli maddelerinden biri oldu. Dijital krizler, siber tehditler ve bilgi kirliliğine karşı ulusal dijital afet senaryolarının hazırlanması gerektiği ifade edildi.
Haberciliğin yalnızca tıklanma baskısıyla yürütülmemesi gerektiği belirtilirken doğruluk, kaynak çeşitliliği, yerinde gözlem ve kamu yararı ilkelerinin korunması istendi. Nitelikli saha haberciliğinin desteklenmesi, serbest medya çalışanlarının hukuki statüsünün düzenlenmesi, engelli bireylerin içeriklere erişim standartlarının geliştirilmesi ve korsan yayıncılıkla mücadele edilmesi de öne çıkan öneriler arasında yer aldı.
Kamu diplomasisi alanında kamu kurumları, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında güçlü bir iş birliği kurulması hedeflendi. Türkiye’nin uluslararası yayıncılık kapasitesinin artırılması, kültürel, bilimsel, sportif ve insani faaliyetlerin çok dilli anlatı stratejileriyle dünyaya aktarılması gerektiği belirtildi.
Türkiye markasını güçlendirecek çalışmaların bir “ülke markalaması strateji belgesi” ve somut eylem planına dönüştürülmesi önerildi. Kamu diplomasisi faaliyetlerinin etkisinin yapay zekâ ve yeni medya teknolojileri kullanılarak düzenli biçimde ölçülmesinin de önem taşıdığı kaydedildi.
Halkla ilişkiler alanında ise mesleki terminolojinin standartlaştırılması ve halkla ilişkilerin kurumların stratejik yönetim fonksiyonlarından biri olarak karar alma süreçlerine dâhil edilmesi gerektiği ifade edildi. Dijital dönüşüm ve yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaştırılması sırasında insan odaklı iletişim anlayışının korunması gerektiği vurgulandı.
Dijitalleşme başlığında Türkiye’nin dönüşüm sürecinin kamu, akademi, özel sektör ve sivil toplumun ortak sorumluluk üstlendiği ulusal bir stratejiyle yürütülmesi gerektiği belirtildi. İletişim hukukunun dijital dönüşüme uyumlu hâle getirilmesi ve unutulma hakkının açık bir yasal çerçeveye kavuşturulması önerildi.
Çocukların yaşlarına uygun ve güvenli dijital içeriklere ulaşabilmesi, dijital ebeveynliğin güçlendirilmesi ve medya okuryazarlığının toplumun bütün kesimlerine yayılması gerektiği ifade edildi. Yapay zekâ ve dijital platformların kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik ve bireysel hakların korunmasını esas alan düzenlemelerin hazırlanması istendi.
İletişim eğitimi alanında, fakülte öğrencilerinin son dönemlerini sektörde geçirebilecekleri uzun süreli staj programlarının yaygınlaştırılması önerildi. İletişim fakültelerinin müfredatlarının dijitalleşme sürecine uygun olarak güncellenmesi ve medya okuryazarlığının bütün üniversite programlarında temel ders hâline getirilmesi gerektiği belirtildi.
Kriz iletişimi konusunda Türkiye Afet Müdahale Planı kapsamında TAMP İletişim Grubu’nun merkezî rolünün güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Kurumlar arasında sürekli koordinasyon sağlayacak bir “Afet İletişimi İstişare Kurulu” oluşturulması ve afeti yöneten ekiplerle iletişimi yöneten yapıların birbirinden ayrılması önerildi.
Afet dönemlerinde yanlış bilgilerin yayılmasını önlemek amacıyla kurumsal teyit mekanizmalarının zorunlu mesleki kurala dönüştürülmesi istendi. Medyada ilk paylaşan olma baskısının önüne geçilmesi, yalnızca yetkin ve akredite kişilerin yayınlara katılması ve afet muhabirlerine yönelik özel eğitim programlarının hazırlanması gerektiği belirtildi.
Sinema, dizi ve film sektörüne ilişkin önerilerde Türkiye’nin kültürel mirasını, aile değerlerini ve toplumsal hafızasını yansıtan özgün yapımların teşvik edilmesi öne çıktı. Ortak yapımlar, festivaller ve uluslararası iş birlikleriyle sektörün küresel gücünün artırılması hedeflendi.
Belirlenen illerde büyük dizi ve film platolarının kurulması, bu yatırımların bölge turizmine katkı sağlayacak desteklerle güçlendirilmesi ve Türkiye’nin kendi hikâyesini kendi projeleriyle dünyaya anlatması gerektiği ifade edildi.
Burhanettin Duran, 2. İletişim Şûrası Sonuç Bildirgesi’nin “Türkiye Yüzyılı, İletişim Yüzyılı” anlayışının hayata geçirilmesi için önemli bir rehber olduğunu belirtti. Türkiye’nin ülke içinde kamu yararını ve doğru bilgiyi esas alan nitelikli bir medya ekosistemi oluşturmayı, küresel düzeyde ise hakikatin sesi olmayı sürdüreceğini vurguladı.
Kaynak: İletişim Başkanlığı

İletişim Başkanlığından “Milli Dayanışma” Vurgusu Yapıldı. Terörün Ekonomiye 2,3 Trilyon Dolarlık Maliyeti Anlatıldı.
1
Dünya Liderleri STRATCOM Zirvesi İçin İstanbul’da Buluşuyor
2
Kılıçlı yemin sonrası ihraç edilen Teğmen Ebru Eroğlu’nun iade talebi reddedildi
3
Bakan Fidan: Küresel ve bölgesel sorunlar Antalya’da ortak akılla ele alınacak
4
Adalet Bakanı Akın Gürlek: “Mahkeme Salonları Siyaset Arenası Değildir”
5
Necip Hablemitoğlu Suikasti Sanığı Nuri Gökhan Bozkır’ın Tahliyesine Karar Verildi