
31 Temmuz 2026 Cuma

Cem Küçük hakkında yürütülen soruşturmada dikkat çeken yeni bir gelişme yaşandı. Gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen Cem Küçük, “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçlaması kapsamında tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Cem Küçük’ün savcılıktaki işlemleri tamamlandı. Savcılık, “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçlaması yönünden tutuklama talebiyle Küçük’ü Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti.
Soruşturma, Cem Küçük hakkında yürütülen adli sürecin en kritik aşamalarından biri olarak değerlendiriliyor. Sulh Ceza Hakimliği’nin, savcılığın tutuklama talebini değerlendirmesinin ardından karar vermesi bekleniyor.
Daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan Cem Küçük hakkında, bazı iş insanlarından maddi menfaat karşılığında sosyal medya paylaşımları yaptığı yönündeki şikâyetler üzerine inceleme başlatıldığı açıklanmıştı. Ayrıca dosya kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturması sürecinde kamuoyuna yansıyan bazı beyan ve açıklamalarının da incelendiği belirtilmişti.
Gözaltı sürecinde sağlık kontrolünden geçirilen Cem Küçük, daha sonra İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’ndaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilmişti. Savcılık sorgusunun ardından ise tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılmasına karar verildi.
Öte yandan Cem Küçük, yaklaşık 10 yıldır görev yaptığı Türkiye Gazetesi ve TGRT’den kısa süre önce ayrılmıştı. Bu gelişme de soruşturmayla birlikte kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Sulh Ceza Hakimliği’nin vereceği kararın ardından soruşturmaya ilişkin yeni gelişmelerin kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.
Cem Küçük neden hakimliğe sevk edildi?
Savcılık, Cem Küçük’ü “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçlaması kapsamında tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti.
Tutuklandı mı?
Paylaşılan son bilgiye göre Cem Küçük tutuklama istemiyle hakimliğe sevk edildi. Hakimliğin vereceği karar henüz açıklanmadı.
Soruşturmayı hangi makam yürütüyor?
Soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülüyor.
Türkiye’de siyaset ve medya gündeminin en çok konuşulan isimlerinden biri olan Cem Küçük, gazetecilik kariyeri, televizyon programları ve köşe yazılarıyla uzun yıllardır kamuoyunun yakından takip ettiği isimler arasında yer alıyor. Özellikle siyasi yorumları ve televizyon ekranlarındaki tartışmalarıyla sık sık gündeme gelen Küçük, zaman zaman yaptığı açıklamalar nedeniyle de kamuoyunda geniş yankı uyandırıyor.
Peki Cem Küçük kimdir, kaç yaşındadır, nerelidir, eğitim hayatı nasıldır, hangi medya kuruluşlarında görev yaptı ve neden gündeme geliyor? İşte Cem Küçük hakkında merak edilen tüm detaylar…
Cem Küçük, Türk gazeteci, köşe yazarı ve televizyon programcısıdır. Medya kariyeri boyunca farklı gazete ve televizyon kanallarında görev alan Küçük, özellikle siyaset, güncel gelişmeler ve güvenlik politikalarına ilişkin yorumlarıyla tanınmaktadır.
Kamuoyunda ağırlıklı olarak televizyon ekranlarında yaptığı siyasi analizler ve köşe yazılarıyla bilinen Cem Küçük, uzun yıllar boyunca iktidara yakın medya organlarında görev yapmıştır. Bu nedenle hem destekleyenler hem de eleştirenler tarafından yakından takip edilen medya figürlerinden biri olmuştur.
Cem Küçük’ün doğum yeri Zonguldak’ın Kozlu ilçesidir. Karadeniz kökenli olan Küçük, çocukluk ve gençlik yıllarının ardından eğitim hayatını sürdürmek amacıyla İstanbul’a gitmiştir.
Cem Küçük, 1978 doğumludur. Doğum yılına göre yaşı içinde bulunulan yıla göre değişmektedir.
Cem Küçük, üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamlamıştır.
Üniversite eğitiminin ardından medya sektörüne yönelen Küçük, gazetecilik ve köşe yazarlığı alanında kariyerini geliştirmiştir.
Cem Küçük, medya kariyerine çeşitli gazete ve yayın organlarında başladı. Özellikle siyasi içerikli yazıları ve gündeme ilişkin değerlendirmeleriyle dikkat çekti.
Kariyeri boyunca farklı medya kuruluşlarında görev aldıktan sonra Türkiye Gazetesi bünyesinde köşe yazarlığı yaptı. Aynı dönemde TGRT Haber ekranlarında yayınlanan haber ve tartışma programlarında yorumculuk ve program sunuculuğu görevlerinde bulundu.
Televizyon programlarında özellikle;
başlıklarında yaptığı değerlendirmelerle tanındı.
Cem Küçük, televizyon ekranlarında sert üslubu ve polemik yaratan yorumlarıyla öne çıkan isimlerden biri oldu.
Katıldığı tartışma programlarında yaptığı açıklamalar çoğu zaman sosyal medyada gündem olurken, farklı siyasi görüşlerden gazeteci ve siyasetçilerle yaşadığı tartışmalar da kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu yönüyle Türkiye’nin en fazla konuşulan televizyon yorumcularından biri haline geldi.
Gazetecilik kariyerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yapan Cem Küçük, gündelik siyasi gelişmeleri yorumlayan yazılar kaleme aldı.
Yazılarında ağırlıklı olarak;
konularına yer verdi.
Cem Küçük, Türkiye’de kamuoyunu ikiye bölen medya figürlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Destekleyen kesimler, yorumlarını siyasi analiz olarak değerlendirirken; eleştirenler ise kullandığı üslup ve bazı açıklamalarını sert şekilde eleştirmektedir.
Bu nedenle yaptığı birçok açıklama sosyal medyada geniş yankı uyandırmakta ve uzun süre gündemde kalmaktadır.
Son dönemde Cem Küçük hakkında yürütülen adli soruşturma nedeniyle adı yeniden gündeme geldi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında hakkında çeşitli iddialar nedeniyle işlem başlatıldı. Süreç içerisinde gözaltı, adliyeye sevk ve devam eden adli işlemler kamuoyu tarafından yakından takip edildi.
Adli süreçler devam ederken, bu süreçlerde verilecek kararların yargı mercileri tarafından belirleneceği ve soruşturmanın sonucunun resmi makamların açıklamalarıyla netleşeceği unutulmamalıdır.
Cem Küçük, uzun yıllardır televizyon ve yazılı basında aktif olarak yer alan gazeteciler arasında bulunmaktadır.
Siyasi gündemi yakından takip eden yorumları, televizyon programlarındaki tartışmaları ve köşe yazıları sayesinde geniş bir izleyici kitlesine ulaşmıştır.
Türkiye’de medya ve siyaset ilişkisinin en çok tartışıldığı dönemlerde öne çıkan isimlerden biri olması, kamuoyundaki görünürlüğünü artırmıştır.
Evet. Cem Küçük gazeteci, köşe yazarı ve televizyon programcısı olarak tanınmaktadır.
Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde doğmuştur.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü mezunudur.
Kariyeri boyunca farklı medya kuruluşlarında görev yaptı. Uzun yıllar Türkiye Gazetesi’nde köşe yazarlığı ve TGRT Haber’de programcılık ile yorumculuk yaptı.
Siyasi yorumları, televizyon programlarındaki açıklamaları ve hakkında yürütülen adli süreçler nedeniyle kamuoyunda sık sık gündeme gelmektedir.
Cem Küçük, Türk medya dünyasının en çok konuşulan isimlerinden biri olarak gazetecilik, köşe yazarlığı ve televizyon programcılığı alanlarında uzun yıllardır faaliyet göstermektedir. Medyadaki etkisi, siyasi yorumları ve kamuoyunda oluşturduğu tartışmalar nedeniyle gündemde kalmaya devam etmektedir. Hakkındaki güncel gelişmeler ise resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalar doğrultusunda takip edilmektedir.

İletişim Başkanlığı Dijital Medya Koordinatörü Aslan Değirmenci, dijital teknolojilerin artık ülkelerin güvenlik politikalarının merkezinde yer aldığını belirterek, geleceğin savaşlarının yalnızca sahada değil; veri merkezlerinde, laboratuvarlarda ve siber güvenlik operasyon merkezlerinde yürütüleceğini ifade etti. Değirmenci, Türkiye’nin dijital bağımsızlığını güçlendirecek en önemli yatırımın ise nitelikli insan kaynağı olacağını vurguladı.
Aslan Değirmenci tarafından yapılan değerlendirmede, dünyanın yeni bir güvenlik çağından geçtiğine dikkat çekildi. Günümüzde ülkelerin gücünün yalnızca tank, uçak ya da füze sayısıyla ölçülmediğini belirten Değirmenci, siber güvenlik altyapısı, yapay zekâ kapasitesi, veri işleme kabiliyeti ve dijital teknolojilerdeki üretim gücünün de en az konvansiyonel savunma sistemleri kadar stratejik önem taşıdığını ifade etti.
Değirmenci, gelişen teknolojiyle birlikte siber saldırıların etkisinin her geçen gün arttığını belirterek, kritik altyapıları hedef alan dijital saldırıların klasik savaşlardan çok daha büyük sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Yapılan değerlendirmede, bir ülkenin elektrik şebekesini durdurabilecek, finans sistemini felç edebilecek veya kamu kurumlarını hedef alabilecek siber saldırıların ulusal güvenlik açısından büyük risk oluşturduğu vurgulandı. Bu nedenle vatan savunmasının artık yalnızca sınır hattında değil; veri merkezlerinde, yazılım laboratuvarlarında ve siber güvenlik operasyon merkezlerinde de sürdürüldüğü ifade edildi.
Aslan Değirmenci, Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda ortaya koyduğu milli ve yerli üretim anlayışının dijital teknolojilere de taşındığını belirtti.
İnsansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, milli işletim sistemlerinden haberleşme teknolojilerine kadar geliştirilen yerli çözümlerin Türkiye’nin dijital bağımsızlığına önemli katkılar sunduğunu ifade eden Değirmenci, teknoloji üretiminin milli güvenlik açısından kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi.
Teknolojik dönüşümün yalnızca kurumlarla sınırlı olmadığını belirten Değirmenci, güçlü bir insan kaynağının da bu sürecin vazgeçilmez parçası olduğunu söyledi.
Siber güvenlik uzmanları, yapay zekâ mühendisleri, veri bilimcileri, yazılım geliştiricileri ve bilişim teknolojileri uzmanlarının artık ülkelerin en kritik stratejik personeli arasında yer aldığını ifade eden Değirmenci, geleceğin rekabetinde insan kaynağının belirleyici olacağını kaydetti.
Değerlendirmede dikkat çekilen başlıklardan biri de görsel iletişim tasarımı oldu.
Değirmenci, dijital çağda yalnızca bilginin değil, bilginin nasıl sunulduğunun da büyük önem taşıdığına işaret etti. Kamu kurumlarının hazırladığı güvenlik uyarılarından savunma sanayii ürünlerinin uluslararası tanıtımına, kriz iletişiminden dijital farkındalık kampanyalarına kadar pek çok alanda güçlü görsel tasarımın stratejik bir unsur haline geldiğini belirtti.
Doğru hazırlanmış bir infografik, etkili bir animasyon ya da başarılı bir kullanıcı deneyiminin kimi zaman sayfalarca rapordan daha etkili sonuçlar üretebildiğini vurgulayan Değirmenci, dijital iletişim başarısının doğru bilgi kadar doğru tasarıma da bağlı olduğunu ifade etti.
Aslan Değirmenci, yapay zekânın sağlık, eğitim, üretim ve güvenlik başta olmak üzere birçok alanda yeni fırsatlar sunduğunu belirtti.
Ancak yapay zekânın yalnızca fırsatlar oluşturmadığını, aynı zamanda siber tehditleri de daha karmaşık hale getirdiğini ifade eden Değirmenci, yapay zekâ destekli saldırılar kadar yapay zekâ destekli savunma sistemlerinin de geleceğin güvenlik mimarisinde belirleyici olacağını söyledi.
Bu nedenle gençlerin yalnızca yapay zekâyı kullanan bireyler değil, aynı zamanda onu geliştiren, eğiten ve yöneten mühendisler olarak yetişmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekti.
Türkiye Yüzyılı vizyonunda en stratejik yatırımlardan birinin insan kaynağı olacağını belirten Değirmenci, üniversite tercihi yapacak gençlerin yalnızca bugünün mesleklerine değil, önümüzdeki yılların ihtiyaçlarına odaklanması gerektiğini ifade etti.
Siber güvenlik, yapay zekâ, bilişim teknolojileri, veri bilimi, yazılım mühendisliği, elektronik sistemler ve görsel iletişim tasarımının geleceğin en kritik meslek alanları arasında bulunduğunu belirten Değirmenci, bu alanlarda yetişen her gencin yalnızca kendi kariyerine değil, Türkiye’nin dijital bağımsızlığına ve milli güvenliğine de katkı sunacağını dile getirdi.
Değerlendirmesini, “Geleceğin savaşları bilgiyle, algoritmalarla ve teknolojiyle şekillenecek. Geleceğin kahramanları ise yalnızca üniforma giyenler değil; kod yazanlar, yapay zekâ geliştirenler, siber saldırıları durduranlar ve milli teknolojileri tasarlayanlar olacaktır.” ifadeleriyle tamamlayan Değirmenci, vatan savunmasının artık cephede olduğu kadar ekranda, laboratuvarda ve klavyenin başında da verildiğini vurguladı.
Aslan Değirmenci’nin açıklamasının ana mesajı nedir?
Dijital teknolojilerin ve insan kaynağının Türkiye’nin milli güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğu vurgulanıyor.
Hangi meslek alanları öne çıkarılıyor?
Siber güvenlik, yapay zekâ, yazılım mühendisliği, veri bilimi, bilişim teknolojileri, elektronik sistemler ve görsel iletişim tasarımı.
Türkiye’nin dijital bağımsızlığı neden önemli görülüyor?
Milli teknolojilerin geliştirilmesi, siber tehditlere karşı güçlü savunma oluşturulması ve teknolojik bağımsızlığın sağlanması açısından kritik bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Yapay zekâ neden güvenlik politikalarının merkezinde yer alıyor?
Çünkü hem siber saldırıların hem de savunma sistemlerinin gelişiminde belirleyici rol oynuyor.
Kaynak: Aslan Değirmenci

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 ile İdari Yargı Ön Sınavına ilişkin önemli bir duyuru yaptı. Bakan Gürlek, sınav ilanının Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün resmî internet sitesinde yayımlandığını açıkladı. Açıklamaya göre, hukuk alanında kariyer hedefleyen adayların yakından takip ettiği iki önemli sınav, 27 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilecek.
Türkiye Yüzyılı vizyonu kapsamında yargı sisteminin insan kaynağını güçlendirmeyi hedefleyen sınavlar için başvuru süreci de netleşti. Adaylar, belirlenen tarihler arasında başvurularını tamamlayabilecek. Başvuru süresini kaçıranlar için ise geç başvuru hakkı tanınacak.
Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yapılan açıklamaya göre, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 ile İdari Yargı Ön Sınavı 27 Eylül 2026 tarihinde düzenlenecek. Hukuk alanında mesleki yeterliliğin artırılması amacıyla gerçekleştirilen sınavlar, yargı sistemine nitelikli insan kaynağı kazandırılması açısından büyük önem taşıyor.
Bakan Gürlek, sınavların Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda hukuk hizmetlerinin kalitesini daha da yükseltmeyi hedeflediğini belirtti.
Sınava katılmak isteyen adaylar için başvuru takvimi de açıklandı. Buna göre başvurular, 11-19 Ağustos 2026 tarihleri arasında alınacak.
Belirlenen süre içerisinde başvurusunu tamamlayamayan adaylar için ise 26 Ağustos 2026 tarihinde geç başvuru imkânı sunulacak. Yetkililer, adayların başvuru tarihlerini dikkatle takip etmeleri ve işlemlerini belirtilen süre içinde tamamlamaları gerektiğini vurguluyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 ile İdari Yargı Ön Sınavına ilişkin ilanın, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün resmî internet sitesinde yayımlandığını duyurdu. Adaylar, sınava ilişkin başvuru şartları, usul ve diğer detaylara yayımlanan ilan üzerinden ulaşabilecek.
Açıklamasında adaylara da seslenen Adalet Bakanı Akın Gürlek, hukukun üstünlüğünü esas alan, güven veren ve nitelikli bir yargı sisteminin geleceğine katkı sağlayacak tüm adaylara başarı dileklerini iletti.
Gürlek, Türkiye’nin yargı sisteminin daha güçlü bir yapıya kavuşması için insan kaynağının önemine dikkat çekerek, sınavların bu hedef doğrultusunda önemli bir rol üstleneceğini ifade etti.
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı, hukuk mesleklerine adım atmayı planlayan adaylar açısından kritik aşamalardan biri olarak öne çıkıyor. Başvuru sürecinin başlamasıyla birlikte adayların gerekli belgeleri hazırlayarak ilan edilen takvime uygun şekilde işlemlerini tamamlamaları gerekiyor.
Adalet Bakanlığının yayımladığı ilana göre sınav süreci, başvuru tarihleri ve diğer teknik ayrıntılar Personel Genel Müdürlüğünün resmî internet sitesi üzerinden takip edilebilecek.
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2, 27 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilecek.
İdari Yargı Ön Sınavı da 27 Eylül 2026 tarihinde uygulanacak.
Başvurular 11 Ağustos 2026 tarihinde başlayacak ve 19 Ağustos 2026 tarihinde sona erecek.
Başvuru süresini kaçıran adaylar, 26 Ağustos 2026 tarihinde geç başvuru yapabilecek.
Sınava ilişkin ilan, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün resmî internet sitesinde yayımlandı.
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı/2 ile İdari Yargı Ön Sınavına ilişkin ilan, Personel Genel Müdürlüğümüzün resmî internet sitesinde yayımlanmıştır.
Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda, yargı sistemimizin insan kaynağını güçlendirecek ve hukuk hizmetlerinin niteliğini daha da…
— Akın Gürlek (@abakingurlek) July 31, 2026

Sosyal Güvenlik Kurumu, emekli maaşları ile SGK tarafından ödenen bazı gelir ve aylıklardan doğrudan kesinti yapılmasına imkân tanıyan yeni uygulamanın usul ve esaslarını belirledi. 1 Ocak’ta yasalaşan düzenlemenin ardından hayata geçirilen uygulama kapsamında, belirli Sosyal Güvenlik Kurumu borçları için icra takibi başlatılmasına veya aylık sahibinin ayrıca onay vermesine gerek kalmadan kesinti yapılabilecek.
Yeni uygulama, SGK’den gelir veya aylık alan ve kuruma prim borcu bulunan çok sayıda kişiyi ilgilendiriyor. Düzenlemeye göre emekli aylığı, yaşlılık aylığı, malullük aylığı, ölüm aylığı ve sürekli iş göremezlik geliri gibi ödemelerden SGK alacaklarının tahsil edilmesi mümkün olacak.
SGK tarafından belirlenen esaslara göre kesinti, yalnızca kişinin kendi borçları nedeniyle değil, bazı durumlarda hak sahibi olunan kişilerden kaynaklanan prim borçları nedeniyle de uygulanabilecek. Böylece SGK alacaklarının doğrudan gelir ve aylıklardan tahsil edilmesinin önü açılmış oldu.
Yasal düzenlemede maaşlardan uygulanabilecek kesinti oranının en fazla yüzde 25 olabileceği belirtildi. Ancak uygulamada standart kesinti oranının yüzde 10 olarak uygulanacağı ifade edildi.
Bu kapsamda SGK’ye borcu bulunan bir kişinin aylığından her ay yüzde 10 oranında kesinti yapılabilecek. Kesinti işlemi için hak sahibinin onay vermesi gerekmeyecek. Ayrıca borcun tahsil edilmesi amacıyla ayrı bir icra takibi başlatılmadan doğrudan aylık üzerinden tahsilat gerçekleştirilebilecek.
Düzenlemenin, SGK’nin prim ve diğer alacaklarının daha hızlı ve düzenli biçimde tahsil edilmesini sağlaması bekleniyor. Kesinti işlemleri, borç sona erene kadar belirlenen oranlar doğrultusunda aylıklara yansıtılabilecek.
Yeni uygulamanın dikkat çeken ayrıntılarından biri de birden fazla gelir veya aylık alan kişilerle ilgili oldu. SGK borcu bulunan bir kişinin birden fazla aylık alması durumunda, her aylıktan ayrı ayrı yüzde 10 oranında kesinti yapılabilecek.
Örneğin bir kişinin hem kendi emekliliği nedeniyle yaşlılık aylığı hem de hak sahibi olması nedeniyle ölüm aylığı alması halinde, düzenlemede belirtilen şartların oluşması durumunda iki aylık üzerinden de ayrı kesinti uygulanabilecek.
Ancak borcun hangi kişi üzerinden kaynaklandığı kesinti yapılacak aylıkların belirlenmesinde etkili olacak. Borç, yalnızca borçlu kişi üzerinden bağlanan gelir ve aylıklardan tahsil edilecek. Başka bir kişi üzerinden bağlanan ve borçlu kişiyle bağlantısı bulunmayan ödemelerden kesinti yapılmayacak.
SGK tarafından belirlenen yeni uygulama, farklı statülerde gelir ve aylık alan kişileri kapsıyor. Düzenlemeye göre iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri alanların ödemelerinden kesinti yapılabilecek.
Yaşlılık aylığı, malullük aylığı, vazife malullüğü aylığı ve emekli aylığı alan kişiler de uygulama kapsamında yer alacak. Bu kişilerin SGK’ye prim veya başka bir kapsamda borçlarının bulunması halinde aylıklarından doğrudan tahsilat yapılabilecek.
Aylık bağlandıktan sonra genel sağlık sigortası prim borcu ortaya çıkan kişiler de kesinti uygulanabilecek gruplar arasında bulunuyor. Genel sağlık sigortası borcunun sonradan tespit edilmesi veya oluşması halinde, borcun emekli maaşı ya da ilgili aylık üzerinden tahsil edilmesi mümkün olabilecek.
Çalışırken hayatını kaybeden sigortalıların hak sahipleri de yeni uygulamadan etkilenebilecek. Vefat eden sigortalı üzerinden gelir veya aylık alan eş, çocuk, anne ve babaya yapılan ödemeler, düzenlemede belirtilen şartlar doğrultusunda kesintiye tabi tutulabilecek.
Ölüm aylığı alan ve aynı zamanda kendi adına SGK borcu bulunan hak sahiplerinin aylıklarından da kesinti yapılabilecek. Bu durumda kesinti, hak sahibinin kendi adına bulunan borç nedeniyle uygulanacak.
SGK alacaklarının tahsil edilebileceği ödemeler arasında sürekli iş göremezlik geliri bulunuyor. İş kazası veya meslek hastalığı sonucunda çalışma gücünü kaybeden kişilere bağlanan bu gelir, borç bulunması halinde kesintiye tabi olabilecek.
Ölüm geliri ve ölüm aylığı da kesinti yapılabilecek ödemeler arasında yer alıyor. Sigortalının vefatının ardından eş, çocuk, anne veya babaya bağlanan bu ödemelerden, şartların oluşması halinde SGK borcu tahsil edilebilecek.
Yaşlılık aylığı ve emekli aylığı alan kişilerin maaşları da uygulama kapsamında bulunuyor. Bunun yanında malullük aylığı ve vazife malullüğü aylığından da doğrudan kesinti yapılabilecek.
SGK tarafından kesinti uygulanabilecek başlıca ödemeler şu şekilde sıralandı:
Yeni düzenlemenin en önemli unsurlarından biri, kesinti yapılabilmesi için emeklinin veya hak sahibinin ayrıca onay vermesinin gerekmemesi oldu. SGK, alacağın belirlenmesinin ardından ilgili gelir veya aylıktan doğrudan tahsilat yapabilecek.
Kesinti işleminden önce ayrıca icra takibi başlatılması da gerekmeyecek. Böylece borç, kurum tarafından belirlenen yöntem ve oranlar çerçevesinde doğrudan aylıktan kesilecek.
Uygulamada genel kesinti oranı yüzde 10 olarak uygulanacak. Yasal üst sınır ise yüzde 25 olacak. Birden fazla aylık alan borçluların her bir aylığı üzerinden ayrı ayrı yüzde 10 kesinti yapılabilmesi, toplam kesinti tutarının alınan aylık sayısına göre değişebilmesine neden olabilecek.
Yasal düzenlemeye göre uygulanabilecek kesinti oranı en fazla yüzde 25 olacak. Ancak standart uygulamada kesinti oranının yüzde 10 olarak uygulanacağı belirtildi.
Hayır. Belirlenen SGK borçları için hak sahibinin onayı olmadan doğrudan gelir veya aylıktan kesinti yapılabilecek.
Hayır. Düzenleme kapsamında yer alan borçların tahsil edilmesi için ayrıca icra takibi başlatılmasına gerek olmayacak.
Borçlunun birden fazla gelir veya aylık alması halinde, her aylıktan ayrı ayrı yüzde 10 oranında kesinti yapılabilecek.
Sürekli iş göremezlik geliri, ölüm geliri, yaşlılık aylığı, malullük aylığı, vazife malullüğü aylığı ve ölüm aylığı kesinti uygulanabilecek ödemeler arasında yer alıyor.

Konut satışlarında yaşanan dolandırıcılık vakalarına ilişkin milyonlarca vatandaşı ilgilendiren emsal bir karar Yargıtay’dan geldi. Aynı dairenin birden fazla kişiye satılması nedeniyle açılan davada Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, adi yazılı sözleşmeyle evi önce satın alıp fiilen teslim alan kişinin hak sahibi olduğuna hükmetti. Karar, özellikle müteahhitlerin ve yüklenici firmaların aynı bağımsız bölümü birden fazla kişiye satması nedeniyle yaşanan uyuşmazlıklarda emsal niteliği taşıyor.
Davaya konu olayda, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında hayata geçirilen bir projeden daire satın alan vatandaş, satın aldığı konuta yerleşerek elektrik, su ve doğal gaz aboneliklerini üzerine aldı. Fiilen daireyi kullanmaya başlayan tüketici, bir süre sonra büyük bir şok yaşadı.
Evinde yaşamaya devam eden vatandaş, oturduğu dairenin ikinci bir kişiye daha satıldığını öğrendi. Tapu devrinin yüklenici firma tarafından sürekli ertelendiğini belirten tüketici, yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için Tüketici Mahkemesi’nin yolunu tuttu.
Davacı, yüklenici firmanın ticari ilişki içerisinde bulunduğu bir emlakçıya daireyi düşük bedelle devrettiğini, bu işlemin mal kaçırma amacı taşıyan muvazaalı bir satış olduğunu ileri sürdü.
Davalı emlakçı ise taşınmazı tapu maliklerinden satın aldığını, daha önce yapılan satıştan haberdar olmadığını ve kendisinin de mağdur edildiğini savundu.
Ancak Tüketici Mahkemesi, emlakçının yaptığı savunmayı inandırıcı bulmadı. Mahkeme, “Daireyi görmeden satın aldım” şeklindeki savunmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğuna dikkat çekti.
Mahkeme, dava konusu bağımsız bölümün davalı adına kayıtlı tapusunun iptal edilmesine ve taşınmazın davacı adına tescil edilmesine karar verdi.
Yerel mahkemenin verdiği kararın istinaf incelemesinden de geçmesinin ardından dosya Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin önüne geldi.
Yargıtay yaptığı incelemede yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak onadı. Böylece, aynı taşınmazın birden fazla kişiye satılması halinde adi yazılı sözleşmeyle evi daha önce satın alan ve fiilen teslim alan ilk alıcının haklarının korunması gerektiği kesinleşmiş oldu.
Kararda, fiili teslimin ve ilk satışın önemine dikkat çekilerek, ilk alıcının mülkiyet hakkının korunmasının hukuk devleti ilkesi açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararında Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen iyi niyet ilkesine de özel olarak yer verdi.
Kararda, taşınmazın başka biri tarafından kullanıldığını bilen ya da bilmesi gereken kişinin iyi niyetli sayılamayacağı ifade edildi. Bu nedenle ikinci satışın tarafı olan kişinin iyi niyet iddiasının somut olayın şartları altında kabul edilemeyeceği belirtildi.
Yargıtay, bu değerlendirme doğrultusunda ilk alıcı lehine verilen tapu iptali ve tescil kararını kesin olarak onayladı.
Uzmanlara göre söz konusu karar, özellikle inşaat sektöründe zaman zaman yaşanan aynı bağımsız bölümün birden fazla kişiye satılması nedeniyle açılan davalarda önemli bir yol gösterici olacak.
Karar, yalnızca ilk alıcının haklarının korunmasına ilişkin önemli bir içtihat oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda iyi niyet iddiasının hangi durumlarda kabul edilmeyeceğine dair de önemli bir hukuki değerlendirme içeriyor.
Özellikle konut satın alan vatandaşların, taşınmazın fiili kullanım durumu, teslim tarihi ve yapılan sözleşmeler gibi unsurların hukuki süreçlerde büyük önem taşıdığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu.
Benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için uzmanlar, konut satın alacak vatandaşların yalnızca satış sözleşmesiyle yetinmemesi, tapu devri sürecini yakından takip etmesi ve taşınmaz üzerinde herhangi bir hukuki ihtilaf bulunup bulunmadığını araştırması gerektiğini belirtiyor.
Yargıtay’ın bu emsal kararı ise aynı dairenin birden fazla kişiye satılması halinde, fiilen teslim edilen ve ilk satın alma işlemini gerçekleştiren kişinin haklarının korunacağı yönünde önemli bir güvence niteliği taşıyor.
Adi yazılı sözleşmeyle evi önce satın alan ve taşınmazı fiilen teslim alarak kullanmaya başlayan ilk alıcının haklı olduğuna karar verdi.
Yargıtay’a göre taşınmazın başkası tarafından kullanıldığını bilen veya bilmesi gereken kişi iyi niyetli kabul edilmiyor.
Evet. Karar, aynı bağımsız bölümün birden fazla kişiye satıldığı benzer uyuşmazlıklarda emsal olarak değerlendiriliyor.
Bu olayda Yargıtay, adi yazılı sözleşmeyle satın alıp fiilen teslim alan ilk alıcının haklarının korunması gerektiğine hükmetti.
Kaynak: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararına ilişkin paylaşılan dava bilgileri.