43,5036$% 0.22
51,9004€% -0.36
59,9562£% -0.3
7.208,56%-4,24
12.720,00%-0,11
50.725,00%-0,11
5.162,80%-4,27
%
฿%
Ł%
Ξ%
%
$%

Mahkemelerde karar yazım sürecinin sorumluluğu, zabıt katiplerinin görev sınırları, kararların gecikmesi halinde kimin sorumlu tutulacağı ve adliyelerde mobbing iddiaları kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Katiplerin karşı karşıya kaldığı baskılar ve hukuki hakları mercek altına alındı.
Türkiye’de yargı sisteminin işleyişine ilişkin tartışmalar, son dönemde özellikle mahkeme kararlarının yazım süreci üzerinden yoğunlaştı. Hakimlerin mi yoksa zabıt katiplerinin mi karar yazması gerektiği, kararların geç yazılması halinde sorumluluğun kime ait olduğu ve adliye personelinin mobbinge maruz kalıp kalmadığı soruları, yargı çalışanlarının ve vatandaşların gündeminde yer alıyor.
Mevcut yargı sistemi içinde mahkeme kararlarının hukuki sorumluluğu tamamen hakime aittir. Kararı veren, hükmü kuran, gerekçeyi oluşturan ve hukuki değerlendirmeyi yapan kişi hakimdir. Hakimin verdiği karar, onun imzasıyla geçerlilik kazanır ve hukuki sonuç doğurur.
Ancak uygulamada karar metinlerinin yazıya geçirilmesi, UYAP sistemine girilmesi ve teknik düzenlemesi çoğunlukla zabıt katipleri tarafından yapılmaktadır. Bu durum, katiplerin kararı “yazdığı” şeklinde yanlış bir algıya yol açsa da, katipler hukuki içerik oluşturmaz, sadece hakimin verdiği kararın yazım ve kayıt sürecini yürütür.
Dolayısıyla bir mahkeme kararının içeriğinden doğan hukuki sonuçlardan katiplerin sorumlu tutulması mümkün değildir.
Kararların makul sürede yazılması yargının temel ilkelerindendir. Ancak kararın gecikmesi her durumda katibin kusuru olarak değerlendirilemez. Katipler, hakimin talimatı olmadan karar yazamaz ve kendi inisiyatifiyle hüküm oluşturamaz.
İş yükü, personel eksikliği, hakimin gerekçeyi henüz oluşturmamış olması ya da dosyanın yoğunluğu gibi nedenlerle yaşanan gecikmelerde asli sorumluluk hakimdedir. Katibin, görev tanımı dışında bir yükümlülük altına sokulması hukuka aykırıdır.
Ancak verilen açık ve yazılı bir talimatın kasıtlı şekilde yerine getirilmemesi halinde, idari yönden disiplin değerlendirmesi yapılabilir. Bunun dışında, “karar yazmadığı” gerekçesiyle katiplerin hedef alınması hukuki dayanak taşımamaktadır.
Son dönemde adliyelerde görev yapan zabıt katiplerinin, karar yazımı ve dosya yoğunluğu gerekçe gösterilerek psikolojik baskıya maruz kaldığı yönünde ciddi iddialar gündeme gelmektedir. Sürekli suçlayıcı ifadeler, tehditkâr söylemler, görev tanımı dışındaki sorumlulukların dayatılması ve sistematik baskı, mobbing kapsamında değerlendirilebilecek uygulamalar arasında yer almaktadır.
Mobbing; tek seferlik bir tartışma değil, süreklilik arz eden, yıldırma ve baskı amacı taşıyan davranışlar bütünü olarak tanımlanır. Yargı çalışanları da bu konuda diğer kamu görevlileriyle aynı hukuki korumaya sahiptir.
Mobbinge uğradığını düşünen bir katibin atması gereken adımlar hukuken net şekilde belirlenmiştir. Öncelikle yaşanan olayların tarih, içerik ve tanık bilgileriyle birlikte kayıt altına alınması büyük önem taşır. Yazılı talimatlar, mesajlar ve resmi yazışmalar delil niteliği taşıyabilir.
İdari başvuru yollarının tüketilmesinin ardından, durumun niteliğine göre idari yargı, iş mahkemeleri veya disiplin mercilerine başvurulabilir. Hakim veya savcı kaynaklı iddialar bakımından ise Hakimler ve Savcılar Kurulu yetkili mercidir.
Yargı sisteminin sağlıklı işlemesi için görev tanımlarının netliği hayati önem taşımaktadır. Hakim karar verir, katip yazım ve teknik süreci yürütür. Bu sınırların aşılması, hem yargı çalışanları üzerinde baskı oluşturmakta hem de hukuki güvenliği zedelemektedir.
Karar yazım sürecinin gecikmesi ya da işleyişine ilişkin sorunlar, bireysel personel üzerinden değil; sistemsel ve yönetsel çerçevede ele alınmalıdır.
Yargı sisteminde yaşanan bu tür tartışmaların ve personel üzerinde oluşan baskının önlenebilmesi için, Adalet Bakanlığı ile Hakimler ve Savcılar Kurulu başta olmak üzere yetkili kurumların daha net ve bağlayıcı adımlar atması gerektiği değerlendiriliyor.
Uzmanlar ve yargı çalışanları, karar yazım sürecine ilişkin görev tanımlarının uygulamada yanlış yorumlanmasının, hem iş barışını bozduğunu hem de yargı hizmetinin etkinliğini olumsuz etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle, yazı işleri personelinin görev sınırlarının açık şekilde hatırlatılması, hakimler ve idari amirler nezdinde gerekli bilgilendirmelerin yapılması büyük önem taşıyor.
Adalet Bakanlığı’nın, yazı işleri personelinin görev tanımına aykırı talepler konusunda önleyici idari tedbirler alması; HSK’nın ise yargı mensuplarına yönelik olarak, ast konumundaki personel üzerinde psikolojik baskı oluşturabilecek uygulamalardan kaçınılması yönünde açık ve bağlayıcı uyarılar yapması gerektiği ifade ediliyor.
Ayrıca, karar yazımındaki gecikmelerin bireysel personel üzerinden değil, iş yükü, personel sayısı ve yapısal sorunlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Aksi halde, görev tanımı dışına çıkan beklentiler ve sistematik baskı iddialarının artarak yargı kurumlarına olan güveni zedeleyebileceği uyarısı yapılıyor.
Yetkili kurumların atacağı net adımların, hem hakimler hem de yazı işleri personeli açısından hukuki sınırların korunmasına, çalışma barışının sağlanmasına ve yargı hizmetinin daha sağlıklı yürütülmesine katkı sunacağı belirtiliyor.

Mahkemelerin Bilirkişi İncelemesi Kararı ve Bilirkişilerin Hukuki Sorumluluğu
1
Mahkemelerin Bilirkişi İncelemesi Kararı ve Bilirkişilerin Hukuki Sorumluluğu
2
Teşekkür Belgesi Kaç Puanla Alınır? 2026 Dijital Karne (e-Karne) Detayları
3
Güvenlikten Mübaşirliğe Geçiş Var Mı? Mübaşir Nedir, Alımı Nasıl Olur?
4
Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hızır Aslıyüksek Kimdir?
5
TOKİ Başvuru Ücreti İadesi Nasıl Alınır? 500 Bin Sosyal Konut Projesinde Kurada Adı Çıkmayanlar Ücret İadesi İçin Ne Yapmalı?