Madımak Katliamı Nedir? 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı, Yaşananlar, Hayatını Kaybedenler ve Dava Süreci

Madımak Katliamı nedir, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta ne yaşandı, kimler hayatını kaybetti, dava süreci nasıl ilerledi? Sivas Katliamı’nın tarihsel, hukuki ve toplumsal yönleri.

Madımak Katliamı nedir?

Madımak Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’nin saldırgan bir kalabalık tarafından kuşatılıp ateşe verilmesiyle yaşanan toplu katliamdır. Olayda etkinlikler için Sivas’a gelen aydın, sanatçı, yazar, ozan ve gençlerden 33 kişi ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti; otel dışında bulunan saldırgan gruptan 2 kişi de öldü. Toplam can kaybı 37 olarak kayıtlara geçti. Yangında 14’ü polis olmak üzere 65 kişi yaralandı, otelden 40 kişi ise yaralanmadan kurtuldu.

Türkiye yakın tarihinin en acı olaylarından biri olan Madımak Katliamı, yalnızca bir otel yangını ya da asayiş olayı olarak değil; inanç özgürlüğü, laiklik, ifade özgürlüğü, Alevi yurttaşların güvenliği, devletin koruma yükümlülüğü, yargı sürecinin etkinliği ve cezasızlık tartışmaları bakımından da ele alınmaktadır. Katliamın üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen dava süreci, zamanaşımı kararları, firari sanıklar, tahliyeler ve Madımak Oteli’nin “utanç müzesi” yapılması talebi hâlâ gündemdedir.

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta ne oldu?

1993 yılının Temmuz ayında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri düzenleniyordu. Etkinliklere Türkiye’nin ve Avrupa’nın farklı yerlerinden yazarlar, şairler, halk ozanları, sanatçılar, karikatüristler, tiyatro grupları, semah ekipleri ve çoğunluğu Alevi yurttaşlardan oluşan geniş bir katılım vardı. Organizasyon Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından yapılıyor, etkinlikler Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliği’nin desteğiyle gerçekleştiriliyordu.

Etkinliğin dikkat çeken isimlerinden biri yazar Aziz Nesin’di. Aziz Nesin’in Salman Rushdie’nin “Şeytan Ayetleri” romanından bölümleri yayımlaması nedeniyle daha önce de hedef gösterildiği, Sivas’ta da yerel yayınlar ve bildirilerle ona yönelik tepkinin tırmandığı aktarıldı. 2 Temmuz Cuma günü cuma namazı sonrası toplanan kalabalık önce etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine yöneldi, ardından konukların kaldığı Madımak Oteli’nin önünde toplandı. Saatler süren kuşatma sırasında otel taşlandı, çevredeki araçlar ateşe verildi ve akşam saatlerinde Madımak Oteli yakıldı.

Yangın sırasında otelde bulunan çok sayıda kişi dumandan zehirlenerek ya da yanarak hayatını kaybetti. Aziz Nesin otelden sağ kurtulan isimlerden biri oldu. Ancak saldırı sonucunda 33 şenlik katılımcısı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Olay, Türkiye’de “Madımak Katliamı”, “Sivas Katliamı”, “Sivas Olayları” veya “Madımak Olayı” adlarıyla anılmaktadır.

Madımak Katliamı’nda kimler hayatını kaybetti?

Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden 33 şenlik katılımcısı arasında halk ozanları, şairler, yazarlar, sanatçılar, öğrenciler ve gençler vardı. Öne çıkan isimler arasında Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Edibe Sulari, Uğur Kaynar ve Asaf Koçak bulunuyordu.

Madımak’ta yaşamını yitiren 33 şenlik katılımcısı şöyle anılıyor:

Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Carina Cuanna Thuijs, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Özyurt, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari ve İnci Türk.

Ayrıca otel çalışanları Ahmet Öztürk ve Kenan Yılmaz da yangında hayatını kaybedenler arasındadır. Saldırgan gruptan 2 kişinin ölümüyle birlikte toplam can kaybı 37 olarak kayıtlara geçmiştir.

Katliamın arka planı: Pir Sultan Abdal Şenlikleri, Aziz Nesin ve gerilim ortamı

Madımak Katliamı’nı anlamak için olayın yalnızca 2 Temmuz günüyle sınırlı olmadığını görmek gerekir. Pir Sultan Abdal, Alevi-Bektaşi geleneği açısından önemli bir halk ozanı olduğu kadar, baskıya karşı duruşun ve toplumsal itirazın sembollerinden biri olarak görülür. Bu nedenle Pir Sultan Abdal Şenlikleri yalnızca kültürel bir etkinlik değil, aynı zamanda Alevi kimliği, halk edebiyatı, sanat ve toplumsal hafıza açısından sembolik anlam taşıyan bir buluşmaydı.

1993’teki etkinliklerin Sivas şehir merkezinde de yapılacak olması, daha önce Banaz köyü merkezli düzenlenen programın kapsamını genişletmişti. Ancak etkinliklerden önce kentte bazı grupların tepkisi arttı. Aziz Nesin’in Sivas’a gelişi, özellikle Salman Rushdie tartışmaları üzerinden hedef gösterildi. Kaynaklara göre olaydan önce dağıtılan bildiriler ve yerel yayınlar gerilimin büyümesinde etkili oldu.

Bu nedenle Madımak Katliamı, çoğu araştırmacı, insan hakları örgütü, mağdur ailesi ve Alevi kuruluşları tarafından planlı veya en azından göz göre göre büyüyen bir linç sürecinin sonucu olarak değerlendirilmektedir. Resmî ve yargısal süreçlerde ise saldırının niteliği, sanıkların örgütlü hareket edip etmediği, kamu görevlilerinin ihmali ve zamanaşımı meselesi uzun yıllar tartışma konusu olmuştur.

Devletin ve güvenlik güçlerinin rolü neden tartışıldı?

Madımak Katliamı’nın en çok tartışılan yönlerinden biri, otelin saatlerce kuşatma altında kalmasına rağmen güvenlik güçlerinin ve kamu otoritelerinin etkili müdahalede bulunup bulunmadığı meselesidir. Görgü tanıklıkları, haber kayıtları ve sonraki değerlendirmelerde, kalabalığın uzun süre dağıtılmaması, otel çevresindeki güvenlik tedbirlerinin yetersizliği, itfaiye ve kurtarma çalışmalarının gecikmesi gibi başlıklar sıkça gündeme geldi.

Anadolu Ajansı’nın dava sürecine ilişkin derlemesinde, hayatını kaybedenlerin yakınlarının 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruda yargısal sürecin etkili yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri aktarılıyor. Başvuruda ayrıca Madımak Oteli’nin yakılmasının “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu nedenle zamanaşımına uğramaması talep edildi.

Bu tartışma bugün de devam etmektedir. Mağdur aileleri ve avukatlar, saldırganların yanı sıra dönemin kamu görevlilerinin sorumluluğunun ve olayın arkasındaki örgütlü yapının yeterince araştırılmadığını savunmaktadır.

Madımak davası nasıl başladı?

Katliamdan sonra 124 kişi hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı. Güvenlik gerekçesiyle dava Sivas’tan Ankara’ya alındı. İlk yargılama Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapıldı. Mahkeme 26 Aralık 1994’te kararını açıkladı. İlk kararda 26 sanık 20’şer yıl hapse mahkûm edildi; ancak Aziz Nesin’in “tahriki” gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi. 60 sanığa Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 3’er yıl hapis cezası verildi, 37 kişi hakkında beraat kararı çıktı.

Bu karar büyük tepki çekti. Çünkü mağdur aileleri ve avukatlar, katliamın yalnızca kalabalık psikolojisi veya tahrik gerekçesiyle açıklanamayacağını savundu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi de daha sonra olayların “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik” olduğunu belirterek ilk kararı bozdu.

Yargıtay bozması ve ağır cezalar

Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden yapılan yargılamada Ankara 1 No’lu DGM 33 sanığı idam cezasına mahkûm etti. Ayrıca bazı sanıklara 20 yıl, 15 yıl, 7 yıl 6 ay, 5 yıl ve 2 yıl gibi değişen hapis cezaları verildi. Daha sonra Yargıtay 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme 16 Haziran 2000’de üçüncü kararını açıkladı ve 33 sanığa yeniden idam cezası verdi. Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasının ardından bu cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi.

Bu yönüyle Sivas davası, Türk yargı tarihinde hem verilen ağır cezalar hem de sonraki zamanaşımı ve tahliye kararları nedeniyle en çok tartışılan dosyalardan biri oldu. Bir tarafta 33 sanığa kadar uzanan ağır mahkûmiyetler, diğer tarafta firari sanıklar, ayrılan dosyalar, ölüm nedeniyle düşen davalar ve zamanaşımı kararları bulunuyordu.

Zamanaşımı kararları ve firari sanıklar

Madımak davasında en çok eleştirilen başlıklardan biri zamanaşımıdır. Yakalanamayan sanıklarla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Mart 2012’de zamanaşımı kararı verdi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından Temmuz 2014’te onandı.

Ana davadan ayrı olarak firari oldukları belirtilen Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama sürdü. Ancak mahkeme 14 Eylül 2023’te bu sanıklar hakkındaki davayı da 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşürdü.

Mağdur aileleri ve avukatlar ise Madımak Katliamı’nın “insanlığa karşı suç” olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle zamanaşımı uygulanmaması gerektiğini savunuyor. Bu tartışma, dosyanın Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi boyutunda da ana hukuki başlıklardan biri hâline gelmiş durumda.

Anayasa Mahkemesi süreci

Madımak Oteli’nde hayatını kaybedenlerin yakınları 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Başvuruda, yargısal sürecin etkili yürütülmediği, yaşam hakkının ve toplantı-gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği iddia edildi. Ayrıca saldırının insanlığa karşı suç sayılması ve zamanaşımına tabi olmaması talep edildi.

AYM Genel Kurulu 15 Şubat 2024’te başvuruyu ele aldı ve zamanaşımı itirazlarıyla ilgili ek rapor hazırlanmasına karar verdi. Başvurunun ek rapor sonrasında yeniden gündeme alınacağı belirtildi.

2026 yılına gelindiğinde ise mağdur yakınları adına bazı avukatların dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdığı bildirildi. Avukatlar, AYM’deki başvurunun uzun süredir karara bağlanmamasını “makul sürede yargılanma” ve etkili başvuru hakkı açısından sorunlu gördüklerini açıkladı.

2025 tahliyeleri neden gündem oldu?

Madımak davası 2025’te yeniden tahliye haberleriyle gündeme geldi. Haberlerde, Anayasa Mahkemesi’nin Yunis Karataş başvurusu sonrası verdiği kararın ardından ağırlaştırılmış müebbet cezası alan 23 kişiden 17’sinin tahliye edildiği bildirildi. Bu gelişme mağdur aileleri, Alevi kuruluşları ve insan hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı.

Bu kararların arka planında koşullu salıverme hükümleri ve mahkûmların “terör suçlusu” sayılıp sayılamayacağı tartışması yer aldı. AYM kararlarında, suçta ve cezada kanunilik ilkesi çerçevesinde değerlendirme yapıldığı belirtildi. Ancak mağdur taraf, kararların Madımak dosyasındaki cezasızlık algısını güçlendirdiğini savunuyor.

Madımak Oteli bugün ne durumda?

Katliamın yaşandığı Madımak Oteli uzun yıllar boyunca “utanç müzesi” yapılması talebiyle gündemde kaldı. Alevi örgütleri, mağdur yakınları, insan hakları savunucuları ve çok sayıda aydın, otelin toplumsal hafıza mekânı olarak düzenlenmesini istedi. 2010 yılında bina kamulaştırıldı. Ardından restore edilerek 2011’de Sivas Bilim ve Kültür Merkezi olarak açıldı.

Ancak bu düzenleme, mağdur aileleri ve Alevi kuruluşlarının taleplerini karşılamadığı gerekçesiyle eleştirildi. Özellikle binanın “Madımak” adından arındırılması, anma mekânının niteliği ve “utanç müzesi” talebinin karşılanmaması tartışmaları sürüyor. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi gibi dijital hafıza çalışmaları da bu nedenle “Madımak’ı unutturmama” ve “hakikatle yüzleşme” amacıyla hayata geçirildi.

Madımak Katliamı neden toplumsal hafızada bu kadar önemli?

Madımak Katliamı, Türkiye’de Alevi yurttaşların tarihsel hafızasında derin bir yara olarak yer almaktadır. Katliam, yalnızca 35 masum insanın yaşamını yitirmesiyle sınırlı değildir; aynı zamanda devletin yurttaşlarını koruma sorumluluğu, nefret söyleminin sonuçları, toplumsal kutuplaşma, laiklik tartışmaları, kültürel çoğulculuk ve yargının etkinliği bakımından da sembolik bir kırılma noktasıdır.

Katliamın hedefinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılan aydınlar, sanatçılar, ozanlar, yazarlar ve çoğunluğu Alevi yurttaşlardan oluşan bir topluluk vardı. Bu nedenle olay, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talepleriyle birlikte anılır. Her yıl 2 Temmuz’da Sivas’ta, Türkiye’nin farklı kentlerinde ve Avrupa’da anma etkinlikleri düzenlenir. Bu anmalarda “unutmadık, unutturmayacağız” söylemi öne çıkar.

Madımak Katliamı’nın Türkiye için anlamı

Madımak, Türkiye’de toplumsal barışın ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren en ağır örneklerden biridir. Bir kültür etkinliğinin linç atmosferine dönüşmesi, nefret söyleminin kitlesel şiddete nasıl zemin hazırlayabileceğini gösterdi. Aynı zamanda olay sonrası yargı sürecinde yaşanan tartışmalar, hukuk devletinin yalnızca ceza vermekle değil; hakikati ortaya çıkarmak, sorumluluk zincirini aydınlatmak ve mağdur yakınlarının adalet duygusunu onarmakla da yükümlü olduğunu ortaya koydu.

Bugün Madımak Katliamı denildiğinde üç temel talep öne çıkıyor: Hakikatin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması, cezasızlık algısını güçlendiren kararların tartışılması ve Madımak Oteli’nin gerçek anlamda bir hafıza/utanç müzesine dönüştürülmesi. Bu talepler, yalnızca Alevi toplumunun değil, Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları konusunda duyarlı tüm kesimlerin gündeminde yer alıyor.

Kronoloji: Madımak Katliamı ve dava süreci

1993 Temmuz: Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için çok sayıda sanatçı, yazar, ozan ve genç Sivas’a geldi. Etkinliklerin şehir merkezinde yapılması ve Aziz Nesin’in programa katılması gerilimi artıran unsurlar arasında gösterildi.

2 Temmuz 1993: Cuma namazı sonrası toplanan kalabalık Madımak Oteli’ni kuşattı. Otel taşlandı, çevredeki araçlar ateşe verildi ve bina yakıldı. 33 şenlik katılımcısı ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti.

1994: Ankara 1 No’lu DGM ilk kararını açıkladı. 124 sanıklı davada 37 kişi beraat etti, çok sayıda sanığa değişen oranlarda hapis cezaları verildi.

1997: Yeniden yapılan yargılamada 33 sanık hakkında idam cezası verildi.

2000: Mahkeme üçüncü kararında 33 sanığa yeniden idam cezası verdi.

2002 sonrası: Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasıyla cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.

2012: Yakalanamayan bazı sanıklar yönünden zamanaşımı kararı verildi.

2014: Yargıtay, 2012’deki zamanaşımı kararını onadı. Aynı yıl mağdur yakınları Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.

2023: Firari üç sanık yönünden süren dava 30 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü.

2024: AYM Genel Kurulu, zamanaşımı itirazlarıyla ilgili ek rapor hazırlanmasına karar verdi.

2025: Ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinden bazıları hakkında tahliye haberleri gündeme geldi.

2026: Mağdur yakınları adına bazı avukatların dosyayı AİHM’e taşıdığı bildirildi.

Madımak Katliamı hakkında sık sorulan sorular

Madımak Katliamı hangi tarihte oldu?

Madımak Katliamı 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta yaşandı. Olay, Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında meydana geldi.

Madımak Katliamı’nda kaç kişi öldü?

Katliamda 33 şenlik katılımcısı ve 2 otel çalışanı hayatını kaybetti. Ayrıca saldırgan gruptan 2 kişi öldü. Toplam can kaybı 37’dir.

Madımak Oteli neden yakıldı?

Madımak Oteli, Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılan sanatçı, yazar, ozan ve aydınların kaldığı yerdi. Aziz Nesin’in hedef gösterilmesi, etkinliklere yönelik tepkiler, yerel yayınlar ve kışkırtıcı bildirilerle büyüyen gerilim sonrası kalabalık oteli kuşattı ve ateşe verdi.

Aziz Nesin Madımak Katliamı’nda öldü mü?

Hayır. Aziz Nesin saldırı sırasında Madımak Oteli’ndeydi ancak sağ kurtuldu. Katliamdan sonra yaptığı açıklamalar ve tanıklıkları uzun yıllar kamuoyunda tartışıldı.

Madımak davası sonuçlandı mı?

Ana davada çok sayıda sanık hakkında mahkûmiyet kararları verildi; 33 sanığın idam cezası, idamın kaldırılmasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi. Ancak firari sanıklar, zamanaşımı kararları, tahliyeler ve Anayasa Mahkemesi/AİHM süreçleri nedeniyle dava toplumsal ve hukuki açıdan tartışılmaya devam ediyor.

Madımak Oteli şu anda ne olarak kullanılıyor?

Eski Madımak Oteli kamulaştırıldıktan sonra restore edilerek Sivas Bilim ve Kültür Merkezi olarak açıldı. Ancak mağdur aileleri ve Alevi kuruluşları binanın “utanç müzesi” yapılması talebini sürdürüyor.

Madımak neden unutulmuyor?

Madımak Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinde yalnızca bir toplu ölüm olayı değil; adalet, hafıza, yüzleşme ve eşit yurttaşlık meselesidir. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakılan Madımak Oteli, aradan geçen yıllara rağmen toplumsal bellekte sönmeyen bir yangın olarak kalmıştır. Çünkü Madımak, nefret söyleminin, mezhepçi kutuplaşmanın, kamu otoritesinin yetersizliğinin ve geciken adaletin nelere yol açabileceğini gösteren ağır bir örnektir.

Bugün Madımak denildiğinde hayatını kaybeden 33 canın adı, otelde yaşamını yitiren 2 çalışanın hatırası, sağ kurtulanların tanıklıkları, ailelerin adalet arayışı ve “utanç müzesi” talebi birlikte anılıyor. Katliamın toplumsal hafızadaki yeri, yalnızca geçmişi hatırlamakla sınırlı değildir; benzer acıların tekrar yaşanmaması için hukuk devleti, laiklik, insan hakları, inanç özgürlüğü ve toplumsal barış konusunda sürekli bir uyarı niteliği taşımaktadır.